Steve Rubell. 70’li yıllarda olağanüstü bir yaratıcılıkla, eğlence dünyasına kazandırılmış olan Studio 54’ün yaratıcısı. Studio 54 ise, gerçek bir marka. Kimileri için eğlencenin dünya çapındaki merkezi, kimileri için ise ulaşılması gereken ideallerin ilk basamağı. Bugün yaşadığımız “club culture” anlayışının atası.

Rubell, bu kulübü New York’ta hayata geçirirken tek ama tek amacı, insanlara sadece eğlence sunabilmekti. Oraya gelen insanların eğlenceden başka bir şey düşünmesini istemedi. Ve kısa bir süre zarfında Studio 54 gerçek bir eğlence mabedi olup çıktı. New York 54. caddeden yayılan eğlence dalgası, tüm dünyaya ulaştı. Tabii ki, ülkemizde bu dalgadan nasibini aldı.

Biliyorsunuz, 19 Aralık gecesi Babylon’da Retro Nights’ı gerçekleştirdik. Böyle bir gecenin düzenlenmesi için en önemli şart, o atmsoferde bir şekilde yer almış ve o dönemi yaşamış olmak. E bizde bir zamanlar bu dönemin merkezinde yaşadığımızdan, Retro Nights’ı yapalım istedik. Zaten Oxi-gen dinleyicileri, bizlerin 70’li yıllara duyduğu aşkı bilirler. Play-list’lerimizin vazgeçilmezleri arasındadır klasikler.

Gelin görün ki, Retronights gecesi bir gerçekle yüzyüze kaldım. Eskiden ne çalıyorsak o gece de aynı şeyleri çalmak istedim ve öyle de yaptım. Ama ben çalarken karşımda yer alan topluluğun çoğu, pek alıştığım gibi davranmıyordu. Eğlenmek için alıştığı sound ve ritm’leri duymak isteyenleri gördüm. Bunun yanı sıra çalanlardan hoşnut olan ve disco kültürünü özlemiş olanlar da vardı. İnanmayacaksınız belki; ama eskiden bir gece kulübünde hiç tahmin edemeyeceğiniz parçalar bile çaldığınızda insanlar yerinde duramazdı. Daha doğrusu o yıllarda gece kulüplerinin müdavimleri, içlerinde dans etme hissi uyandıran şeyleri duymak isterlerdi. Soul, funk, jazzfunk, pop, latin, ne olursa olsun, önemli olan dans hissi uyandırmasıydı. Bir de sanırım, insanların müzikal anlamda takıntıları yoktu. Kimse en sevdiği parçanın çalmasını beklemezdi dans etmek için.

Gece hayatı anlayışı daha farklıydı yani. Önce güzel bir restaurant’da yiyeceğiniz bir yemekle gece başlardı. Sonra eğleneceğinize emin olduğunuz bir gece kulübüne gider, sizin için ayrılan masanıza otururdunuz arkadaşlarınızla. Bugünle geçmiş arasında çalan müziğin şiddeti açısından çok bir fark yoktu bence. Ama çalınanlar temel anlamda bir melodi içerdiğinden midir nedendir bilinmez, insanlar birbirleriyle daha sağlıklı iletişim kurabilirlerdi bu tür ortamlarda. İçkinizi yudumlarken bir yandan da dostlarınızla iyi vakit geçirebilirdiniz. Gecenin ilerleyen saatlerinde ise ortada yanıp sönen ışıklar ve müzik sizi öylesine cezbederdi ki, herkes kendini dans pistine atardı. Ben, ışıklı dans pistine çıkınca kendini “Saturday Night Fever”daki John Travolta gibi gören çok insan gördüm. Bu, o insanların kendilerini atmosfere ve müziğe kaptırmalarından ileri geliyordu. Kesinlikle o devirde gece kulübü müşterisi, müziği ve dansı daha iyi hissediyordu.

Bugüne baktığımda bu anlattıklarımın bir çoğunun yitip gittiğini görüyorum. Günümüz DJ’lerinin hemen hemen hepsi belli tarzlara yönelmiş durumdalar. House dinlemek için birini, techno için birini, garage için ise başka birini takip etmeniz gerekiyor. Yani herhangi bir kulübe gidip farklı birçok müziği dinlemeniz pek mümkün değil artık.

Bugünün portresine bakalım bir de. Arkadaşlarınızla gece gezmesine çıkıyorsunuz diyelim. Gece saat 11-12’ye kadar evde bekleniyor, kulüplerin açılma saatine yakın bir vakitte gidilecek kulübün kapısına dayanılıyor. Kapıdaki arbedeyi ve bodyguard’ı aşabilenler içeri giriyor. İçeride birbirine yabancıymış gibi ortalıkta gezinen bir sürü insanla karşılaşılıyor. İçeride rutin ritmler havada uçuşuyor. Sağ eli havada, bir sağa bir sola sallayıp duran genç insanlar “dans” ediyorlar. Eskinin o neşe veren ışıkları yerini, kimi zaman izniniz olmadan gözünüze giren, kimi zaman sizi irkilten ışık oyunlarına bırakmış. Ses seviyesi ise kapıdaki uyarılarda yazdığı üzere “kulak sağlığınıza zarar” verebilecek düzeyde. Siz birlikte gittiğiniz arkadaşlarınızı bile o kalabalık içinde kaybediyorsunuz. Allahtan cep telefonları var da, gece biterayak onlara ulaşıyorsunuz.

Ben günümüzün gece kulüplerini kötülüyor falan değilim, yanlış anlamayın. Sadece eskiden nasıldı, şimdi nasıl şeklinde bir kıyaslama yapmaya çalıştım. Çünkü ben o dönemi doyasıya yaşadım. Retronights’ta da sizlere de yaşatmaya çalıştım. Çaldığım müziklerle dansedenler beni daha da çok motive etti. Bir başka retronights’ta tekrar görüşelim, olur mu?

One thought on “54

  1. Üstadım;
    70 leri dönemin en sağlam kulüplerinde yaşayan biri olarak yazdıklarının her satırına katılıyorum. Hiperaktif acaipin biri olduğum için; house, techno gibi tarzları da keyifle dinlerim.Ama iş dansetmeye gelince Hydromel, Regine,33,Scotch gibi mekanlarda dans ettiğim günleri çoook aradığımı itiraf etmeliyim. Eline sağlık blogunu da, setlerin gibi takibe alıyorum. Teşekkürler, yazdığın ve paylaştığın için.
    Sevgi ile kal…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *