Bu ayki On-air yazarının ağzından yazılmamış gibi gelebilir size belki. Ama kesinlikle kendi ağzından yazılmıştır. Ancak biz Barış’I bulduğumuzda hala “Steve Vai’a değdim” veya “Arsenaaal, Arsenaaal duy sesimiziiiii” şeklinde sayıklıyordu. Yazının yazılması gerektiğinin farkına vardık. Ancak Barış’ın yazamayacağının da farkına vardık. Bu durumda bir şeyler yapmalıydık. Barış’ın Vai konserinde tuttuğu notları bulduk ve onları size biz derledik. Çünkü Barış hala Vai ve Cimbom diye sayıklıyor.

Car&Men yazı işleri

20 Nisan 2000 – 23:45

“Maç bitti ama heyecan bitmedi. Aman allahım ya, işte o geliyor. Çocukluğumdan beri CD’lerde dinlemek zorunda kaldığım Steve yarın karşımda olacak. Çok heyecanlıyım. En iyisi Steve’in tüm albümlerini baştan bir daha dinleyeyim.”

21 Nisan 2000

-15:00

“Aman allahım, bu da ne? Bu ne ilgi, bu ne alaka? Nedir bu kalabalığın durumu? Bu kadar Steve hayranı var mıydı Türkiye’de? Bu kalabalık bitmez bence. Konsere kadar sürer bu adamların imza alması.

-15:30

E ben geldim, Steve nerede peki? Hoppalaaaa, Sibel Tüzün’ün ne işi var burada? Sanırım organizasyonla alakalı. Onunla konuşayım bari, belki bir şeyler biliyordur.”

-15:45

“Geldiiiii. İşte geldi. Hayatımın en büyük gitaristi, en büyük ilahım. Yanına gitsem mi acaba? Yoksa resim mi çeksem? Acaba beraber resim çektirebilecekmiyim onunla? Neyse, imza verirken çekmeye başlayalım bakalım.Şu kağıda yazdığım an var ya, hayatımda yaşadığım en önemli dakikalar belki de. Şahitsiniz.”

-16:25

“Biraz önce Sibel Tüzün’ün eşi Levent’le konuştuk. Beraber resim çektirebilirmiyiz şeklinde ki talebimi, bu kalabalıktan sonra olabiliri belki dedi. Ne güzel bir cevap bu yahu. Tam istediğim gibi gidiyor her şey.”

-16:45

“Ben, Milliyet gazetesinden bir muhabir arkadaşla beraber kasanın önünde duruyorum. Yani imza almaya gelen kalabalıkla bir alakamız yok. Bulunduğumuz konum, Steve’in imza verdiği masaya acayip yakın. Bir adım atsam dibindeyim. Bu arada konumumdan dolayı, herkes bana kıl kıl bakıyor. Baksınlaaar, ben bu adamı 11 senedir bekliyorum.”

-17:05

“Kalabalık bitti valla. En ilginç olanlarını yazalım şuraya. Bir tanesi, kuyruğun önüne geçip, “Hi! Steve” şeklinde bir yaklaşım sergiledi. Kendini dışarı çıkartan guard’lara ise, “Ben onunla birlikte çalıştım, bırakın beni” falan dedi. Kuyruk bittikten sonra da bir kez daha geldi aynı garip kılıklı arkadaş. Steve’in kulağına eğilip bir şeyler söyledi.

Sonra Steve OK dedi ve beraber dışarı çıktılar. D&R’ın önündeki açık alana çıktılar ve adam Steve’e gitarını verdi. Steve’de olanca kuvvetiyle gitarı kaldırıma indirdi. Bir diğer tuhaf olay ise, imza almaya gelen bir arkadaşın, konuşmakta olduğu cep telefonunu Steve’e uzatmasıydı.”

-17:15

“Şu anda tarihimin olayını okumaktasınız. İşte kadim dostum Steve ve ben. Yanyana ve omuz omuza. Hatta ben onun omuzuna elimi bile attım. Dergimizi tuttu. Bütün CD booklet’lerimi imzalattım. Bir de afiş hediye etti bana. Bir kaç soru soma fırsatı buldum. Onunla ilgili yazdığım yazıyı gösterdim, bana teşekkür bile etti. Daha fazla bir şey söyleyemiyorum. Nutkum tutuldu. Çok mutluyum.”

-17:30

“İlk operasyon tamam. Unuttuğum bir şey olmasın. Resim çektirdik, booklet imzalattım, notlarımı tuttum. Şimdi sıra 19’daki basın toplantısında.”

-19:15

“Her şey biraz gecikmeli gidiyor. Evim Bostancı Gösteri Merkezi’ne 10 dk.lık bir mesafede. Acaba Steve’I evime davet edip, backstage olarak kullanmasını teklif etsemiydim? Çok abartıyorum galiba. Neyse birazdan basın toplantısı başlıyor.”

-19:30

“İşte Steve bir kez daha karşımda. Yanımdaki basın mensupları, kendi aralarında Steve kimdir kimin nesidir şeklinde tartışıyorlar. Basın toplantılarında ilk soru her zaman çok zor gelir. Cengaver bir arkadaş soruveriyor neyse ki. 2. Soru’da geliyor, ama sonrasında herkes susuyor. Ben de bu fırsatı iyi değerlendiriyorum ve sorular zincirimi başlatıyorum.”

-19:45

“Basın toplantısı ne yazık ki çok kısa sürdü. Organizasyonun sevgili görevlilerinden bir tanesi, bize pass kartlarımızı dağıttı. Böylece pass card koleksiyonuma bir kart daha ekledim. Hem de en değerlisini. Acaba pena koleksiyonuma da nadide bir parça alabilecekmiyim?

Aldığım duyumlara göre ön grup çıkmayacakmış sahneye. Eric Sardinas’I Amerika’da turnede sanıyorlarmış, adam Avustralya’da çıkmış. Acil Servis’te hayatının en büyük fırsatını tepmiş bence. Pürüz çıkmış. Buna çok sevindim şahsen. Steve’den önce hiç bir cayırtı çekemezdim doğrusu.”

-20:00

“Sahneyle seyirciler arasında kurulan bariyerin içindeki yerimi aldım. Artık hazırım. Vay beeeee. Bu kesinlikle tarihi bir gece benim için (Bir de 17 Mayıs öyle olacak). Açılan kapıdan ip göğüsleyen atletler gibi üstüme koşturan genç arkadaşlar gelmeye başladılar. Konseri en önden izleyecekleri için şanslılar, sıkışma tehlikelerini saymazsak tabi. Allahım, işte bu yüzden mesleğimi çok seviyorum. Konsere gitgide yaklaşıyoruz. Diğer gazeteciler sahneye çıkıp ekipmanları ve seyircileri görüntülüyorlar. Bakın bu aklıma hiç gelmemişti. Ben de sahneye çıkıp resim çekebilirim di mi?”

-20:30

“Ortalık kararıyor, herkes deli gibi bağırıyor, ve Steve’in band’I yerini alıyor. Yaniiii, konser başlıyor.

İlk başta ortaya her yerinde ışıklar olan bir adam geliyor. Sonradan anlıyorum ki bu robot kılıklı adam Steve’in ta kendisi. Ultrazone albümüyle açıyor konseri. Bu arada, daha önce anlaştığım gurad’ların şefi Levent Bey geliyor. Kendisiyle, çekimler bittikten sonra bariyerin iç kısmında not tutmak amacıyla kalabilip kalamayacağımı sormuştum. Sizin de okuduğunuz üzere kalabilirmişim.”

-21:00

“Ekip taş gibi. Mike Mangini, Mike Keneally, Philip Bynoe, hepsi muhteşem çalıyorlar. Steve’in de acayip bir vücut hakimiyeti var. Gitarı çalmıyor, adeta onunla sevişiyor. Gitar, bu güne kadar hiç bir gitaristin bedenine bu kadar yakışmamıştı. Aman allahım, Tender Surrender’I çalıyor. Bu günleri de mi görecektim? Hiiiaaaaa, işte penaaa.”

-21:15

“Her şey harika gidiyor. Steve tam 30 santim önümde çalıyor. Şef guard Levent Bey’e bir ara minnettarlığımı belirtmeliyim. Sahnenin tam önündeyim çünkü. Bu arada Steve habire gitar ve kostüm değiştirip duruyor. Bu arada, Mike Keneally David Gilmour’a benzeyen bir adammış. Sahneye takım elbiseyle çıkması enteresan. Steve’in band’inde Fender çalması daha da enteresan. Yanlız, gerçekten yetenekli. Hem klavyeyi, hem gitarı beraber götürüyor.”

-22:00

“Konser öylesine akıcı geçiyor ki, ara sıra not almayı unutuyorum. Bir de gözümü sahneden ayırmak zor geliyor. Şu anda, Steve Türkiye’den aldığı bir tanburu çalıyor. Yaptığı bu parça çoğunlukla Türk müziği motifleri içeriyor. Bu turnenin son konseriymiş. Yeni bir konser CD’si geliyor yani. Bu çalınan parça da o CD’de yer alacakmış.”

-23:00

“Ağlıyorum gururumdan. Koskoca Steve Vai bis için çıktı ve üstünde Galatasaray’ımın forması var. Hem de “Greatest football team in Turkey” dedi. Gecenin en çok üzüldüğüm olayı ise, Steve’I böyle görüntüleyememek oldu.”

-23:45

“Bitti. Niye bitti ki? Ne güzel daha bir sürü parça çalacaktı. Ama olsun. 11 senelik hasretimi giderdim bugün. Mutluyum. Çooook mutlu…Darısı 17 Mayıs’ın başına.”

HALA TUĞLA KADAR KALINLAR

Jethro Tull’I ilk görüşümün üstünden 9 koca yıl geçti. Neler değişti diye merak içinde gittim konsere. Çünkü grubun son albümü j-tull dot com’u 3. Parçada sıkılarak fırlatmıştım. Bir gün önce ki basın toplantısında Anderson, “herkesin memnun olacağı bir yelpazemiz olacak” demişti. Ama bu konserin dot.com turnesi dahilinde olduğunu düşündüğümde, daha çok son albümden çalacaklar diye düşünüyordum. Artık ne çıkarsa bahtımıza diyerek tuttuk açık hava’nın yolunu. Yanımda benden daha Jethro’cu olan kadim dostum Selkan’da vardı. Açık hava’da ki seyirci kitlesinin yaş ortalaması kesinlikle 30-40 civarıydı. 68 kuşağına mensup “dönmüş ve dönmemiş” bir çok insan vardı orada.

Yine bir ön grup fiyaskosuyla başladı gece. Jethro planlanandan daha geç çıktı sahneye. Görüntüye bakacak olursak, Jethro değişmişti. Ian Anderson’ın saçları kısalmış, 9 sene önce ki görüntüsünden eser yoktu. Acaba sahne performansları da düştümü diye düşünürken, yanıldığımın farkına vardım. Anderson hala eskisi gibiydi. Vücuduna son derece hakim, sesinde en küçük bir deformasyon olmayan bir adamdı hala. Kesinlikle ortaçağa ait bir ruha sahip. 9 yıl önce de bunu düşünmüştüm.

Onlardan beklediğim bir çok parçayı çaldılar konser boyunca. Zaten Thick As a Brick ve Bourre’yi çalmaları bana yetti. Anderson’ın son solo albümünden de 2 parça dinledik, dot.com’dan da. Yıllar geçtikçe Jethro Tull’dan alınan lezzet düşüyor bence. Onlar benim için eski parçalarıyla var olmaya devam edecek. Bu konserden bu sonuç çıkıyor.

Önümüzde ki ay Alan Parsons’I ağırlayacağız. Bakalım o ne tadlar bırakacak damağımızda. Ayrıca İstanbul Caz Festivali’nin geniş programına da göz atacağız.

Müzikle dolu bir ay geçirmeniz dileğiyle.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *