Geçen gece bilgisayar karşısında pineklerken, raflarında tozlanmaya yüz tutmuş CD’lerim ilişiverdi gözüme. (Evdeki temizlikten sorumlu şahıs, eve ilk geldiğinde tarafımdan sertçe uyarıldığından bu CD’ler ve bu gibi eşyalarla sterilizasyon anlamında bir münasebete girmiyor.) Bu güne kadar en az bir araba parası yemiş olan bu kompakt yuvarlaklar şimdi makus talihlerine boyun eğmişler, daha önce kendileriyle aynı yoldan geçerek, evin kuytu köşelerinde hayatlarını sürdürmekte olan makara bant, plak ve kasetlere kavuşacakları günü beklemekteler gibi göründüler gözüme. Eski sıklıkta olmasa da kullanılmaya devam ediyorlar.

Çoğunuzun da bildiği gibi, müzik dediğimiz kavram zaman içinde farklı vücutlarda bize ulaştı. Bir bakıma ruh-beden ilişkisi yani. Bu benzetmeden yola çıkarak; geçmişte müziği taşıyan vücut olarak isimlendirdiğim bu plak, kaset gibi materyaller elle tutulup gözle görülebilirken, son 7-8 senedir müzik, sahip olduğu vücuttan yavaş yavaş ayrılmaya başladı ve 10 yıl kadar önce de en çağdaş formuna büründü. Mp3 denilen müzik formatı sayesinde gerçek bir devrim yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor. Eskiden sahip olduğumuz şarkıları bir başkasına kaset veya cd içinde verirken, artık bilgisayarlar ve mp3 çalıcılar içinde barındırıyor, bir kablo vasıtasıyla da bir başka cihaza aktarıyor, mail ile yolluyor, MSN gibi iletişim programlarıyla transfer ediyoruz.

Mp3 ile birlikte daha özgür kılınan müzik, bu forma bürünürken başka başka sorunları da beraberinde getirmiştir. Şu noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Plak sonrası dönemde kasetlerin kullanılmaya başlaması, kopya müzik sıkıntısının ilk temellerinin atılmasıdır. Müziğin daha kolay pazarlanabilmesi için, ev kullanıcısına yönelik bir adımdır kasetin icadı. Bu pazarlama stratejisi daha da geliştirilip, çift kasetçalarlı cihazlar evlere sokulmuş, kasetlerin kopyalanması sağlanmıştır. Artık dijitalleşen hayatımızın en vazgeçilmez öğesi olan bilgisayarlar sayesinde de, bu kopyalama sorunsalı en tepe noktaya vurmuştur. Bu açıdan da bakacak olursak, geçmiş yıllarda müziği daha kolay pazarlamaya çalışan müzik endüstrisi, sonradan kendi yaşamını tehdit edecek bir canavar yaratmış ve başa çıkamamaya başlamıştır. Bir sürü koruma yöntemi denense de, materyal dijital ortama geçtikten sonra, onu koruyabilecek kesin bir yöntem henüz bulunamamıştır.

Sanallaşan hayatımızda, müziğe ulaşmanın ne denli kolaylaştığını en az benim kadar iyi bilmektesiniz. Herşeyi çok kolay kılan internet ve bilgisayar bir sürü kolaylıklar sağladığı gibi, ciddi bir sunileşmeyi ve doyumsuzluğu da peşinden sürükledi, evimizden içeri soktu.

Birçok şeyde olduğu gibi müzik dinlemenin de kendine ait hoş bir ritüeli, katlanılası zahmetli bir tarafı vardı. Plak, kaset satan dükkanlarar gidilir, beğenilen şarkıcı-grubun kaseti alınır, bir heyecan eve gidilir ve dinlenmeye başlanırdı. Kendimden örnek vermem gerekirse:

Ortaokul bütçesine sahip olan bir öğrenci olarak, gelirimden artırabildiğim miktarı 3 hafta boyunca toparlayıp 1 kaset alabilirdim. 3. haftaya girilirken ‘Kimin kasetini alsam’ şeklinde ciddi bir heyecan seli yaşanırdı. Elimde tuttuğum kaseti eve giderken dakikalarca inceler (80’li yıllarda ülkemin plak şirketleri, bastıkları kasetlere uyduruk ve arkası boş kapaktan başka birşey basmamasına rağmen), eve gidince de dinlemeye başlardım. Bu dinlemeler, bir kez dinleyip kenara fırlatma şeklinde olmazdı genelde. Çok kolay ulaşılmayan ve almadan önce üzerinde günlerce düşündüğüm bir kasetin sizin teybin içindeki ömrü de fazlaca oluyordu. İleri sarma ve parça atlama ihtiyacı hissetmezdim. Aldığım albümün 2 yüzünü de komple dinleyip sindirdikten sonra favori şarkılarımı belirlerdim. Ama albümün tamamını da bilirdim.

Plaklar, kasetler aynı zamanda son derece göze hoş gelen objelerdi aynı zamanda. Nasıl ki kitapların kitaplıkta durduğunda, ev dekorasyonunu destekleyen bir tarafları vardır, kaset ve plaklar da bu tip bir hoş görüntü sergilerlerdi. Diskoteğin (müzik kitaplığının adı budur), evin veya odanın görünen bir bölümünde olmasının, sizin zevkinizi yansıtır bir ipucu olduğunu düşünün mesela. Artık bilgisayarlar ve DVD’ler içinde depolayıp arşivlediğimiz mp3’leri başkalarının görmesini bir kenara bırakın, kendimiz bile unutuyoruz. Eskiden aylarca hatta yıllarca ne olduğunu bilmeyip aradığım şarkılar vardı. Ne olduğunu öğrenebilmek için, birkez daha tesadüf etmesini bekler dururdum. Şimdi? Duyduğunuz şarkının bir iki mısrasını yakalayıp gugılladığınız zaman ne olduğunu öğreniyor, hatta yol yordam bilir bir insansanız şarkının kendisine de ulaşıyorsunuz. Bu denli kolay ulaşılır olması da, müziğin cazibesini baltalıyor kanımca. İşin kötü taraflarından biri de, bir sanatçı veya grubun, hayatını vererek ortaya koyduğu tüm diskografisine bir tıklamayla sahip olabilme imkanı. Fark ettiyseniz işin etik kısmına değinmedim şu ana kadar, ancak bunu yapmakta ayıptır diye düşünmekteyim. Şimdiki kuşak mensubu arkadaşlar bu görüşlere katılmıyor olabilirler, bunu da geçmişi yaşamamalarına vermek lazım.

İndirme eylemi apayrı bir yazı konusu, bir sonraki sayıda değinmeyi planlamaktayım. Legal ve illegal yollarla müzik edinmek, tamamen kullanıcıya kalmış birşey. Türkiye’de henüz 2 tane olan dijital müzik satış siteleri, yurt dışında çığ gibi büyümekte. Şu aşamada müzik endüstrisinin illegal müzik edinmeye karşı geliştirdiği en sağlam yöntem bu. Sağlamlığı, yurt dışındaki yasaların işi sıkı tutmasından kaynaklanıyor. Birçok gazetede, müzik indirdiği için para, hatta hapis cezasına çarptırılan kullanıcıların haberlerini görüyoruz. Çok yakın bir gelecekte, alışveriş merkezlerine ve multimedya mağazalarına yerleştirilecek kiosk tipi makineler sayesinde mp3 çalarınızı doldurabileceğiniz mp3 istasyonları ortaya çıkacak ve ödemesini kredi kartınızla yapabileceksiniz.

Kaset çalarları daha da kişiselleştirmek amacıyla taşınabilir kasetçalarlar piyasaya sürülmüştü. Bunu ilk keşfeden de Sony oldu ve yarattığı ürüne de Walkman adını verdi. Bunun sonrasında, taşınabilir kasetçalarlar Walkman olarak anıldı. Aynen günümüzde her tür mp3 çaların Ipod olarak anıldığı gibi. Çevremde hayli mp3 çalar kullanan insan var. Her geçen gün de artmakta. Walkman kullanmak oldukça basit bir işti. Herhangi bir kaseti cihaza yerleştirip tuşa bastığınızda çalmaya başlardı. Lakin mp3 çalar kullanmak walkman kullanmak kadar basit değil. Herşeyden önce orta karar bir bilgisayar kullanıcısı olmanız gerekiyor. Veya yakınınızda, nazınızın geçeceği, müzik dosyalarınızı mp3 çalarınıza aktaracak ve düzenleyecek bir bilgisayar kullanıcısına ihtiyaç duyuyorsunuz. Nazınızın geçeceği diyorum çünkü, o dinlediğiniz parçalardan sıkıldığınız zaman, içeriği değiştirmek, yeni eklemeler yapmak amacıyla bu kişiden faydalanacaksınız.

Tatile çıkarken sırf kasetleri yerleştirdiğim ekstra bir çanta yanıma aldığımı hatırlarım. Bu, müziğe duyduğunuz ilgiyle doğru orantılı bir durum, herkes böyle yapmaz tabii ki. Ancak şimdi tatil arefesinde, valiz yerleştirmekten daha fazla vakti, mp3 çalar düzenlemeye ayırıyorum desem yeridir. Cebinize sığdırdığınız bir cihaz içinde 2000-3000 şarkı taşıyor olmakta işin bambaşka bir avantajı.

Neresini kurcalarsak kurcalayalım, bu mp3 meselesinin avantajları olduğu gibi dezavantajları da var. Özellikle müzik dinleme alışkanlığını çok eskilere dayandıran müzikseverler, daha çok dezavantajlı taraflarını görmekteler. Bugünün kendini dijitale adamış insanı da ağırlıklı olarak işe avantaj tarafından bakmakta. İşin teknik yanıyla çok fazla haşır neşir olup kafanızı bulandırmakta bir fayda görmüyorum. Sadece şunu söyleyebilirim ki, müziği plaktan dinlemeye alışmış nesil, mp3’ten dinlemeye şiddetle karşı çıkıyor. Kuru bir tutuculuktan öte, plaktan duyduğu sesi mp3’ten alamamaktan şikayetçi oluyorlar. Yadsınamaz bir gerçek bu. Teknik olarak mp3’ün, plağın verdiği sesi vermesi mümkün değil. Bu ses kalitesi meselesi, ev kullanıcılarını aşıp, gece kulüpleri boyutuna bile taşmış durumda. Bu da apayrı bir yazı konusu, bu da bir başka sayıya.

Müzik, hayata anlam katan, güzelleştiren bir olgu. Neyle,nasıl dinlendiğinin ötesinde ne dinlediğiniz daha önemli. Çünkü bu gezegende yaşadığımız ve teknoloji denen kavram var olduğu sürece mp3 te bitecek, yerine başka bir format gelecek. Yarın öbür gün, derimizin altına yerleşecek bir chip’e müzik depolamayacağımızı ve beynimize ses dalgaları vasıtasıyla iletilip bize bu şekilde müzik dinletilmeyeceğiniz kim iddia edebilir???

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *