Yer: Boğaz’da, deniz kıyısında şık bir kulüp. Yukarıdan bakıldığında, her yere kar yağmışçasına bir beyazlık hakim. Her yer beyaz laleler, güller ve papatyalarla bezenmiş durumda. Çiçeklerin kokusu, denizden yayılan iyot kokusuyla karışıyor.

Zaman: Ağustos’un ortaları, güneş henüz batmış, akşamın o ılık esintisi hakim.

Neden buradayız? Yoğun duygular beslenen, özel bir insana, çok özel bir teklif yapılacak. Çok yakın dostların şahitliği eşliğinde.

Gecenin akışı: Davetliler gelmeye başladıktan sonra ilk içkiler yudumlanacak, büyük sahnenin ortasında, özenle seçilmiş olan klasik müzik eserleri, 4 kişilik bir yaylı grubu tarafından icra edilecek. Bu esnada sağ ve sol taraflara serpiştirilmiş mumlar yanıyor olacak. Güneş tamamen battıktan sonra da, yaylılar grubu yerini tamamen beyaz kostümlere bürünmüş kalabalık bir orkestraya bırakacak. Gecenin bundan sonrası hakkında hiç kimsenin en ufak bir fikri olmayacak çünkü, günlerdir itinayla gizlenen bir sürpriz bu.

Orkestranın sahneye yerleşmesinin ardından, çok bildik bir Rus halk şarkısı olan ve bir çift kara göze beslenen ümitsiz bir aşka ithafen bestelenen “Oci ciorne” kemanların eşliğinde kulaklara yayılmaya başlayacak. Parçanın bu orjinal hali bitmeden, tüm mumlar sönecek. Ve gecenin en büyük sürprizi, sahneye düşecek spot ışığının eşliğinde ortaya çıkacak. Bembeyaz takım elbisesiyle sahneye çıkan Julio Iglesias’ın ağzından duyulan ilk söz, Nathalie olacak.

Parçayla birlikte, sahneye gecenin asıl sahibini davet edip dans etmeye başlayacağız. (O, şaşkınlıktan dans etmeye fırsat bulabilecek mi bilemiyorum)

Nathalie’nin bitişiyle, Julio üzerindeki spot bizim üstümüze düşecek ve ben o beklenen teklifi yapacağım…

Geçen gün, havuzun kenarında otururken düşündüm bu tip bir organizasyonu. Gerçekleştirmek olası mı??? Neden olmasın?

Geçmişin o kasetlerle geçen dönemlerini bir çoğunuz net biçimde hatırlar. ‘70’li yıllardan başlayarak mutlaka hepimizin elinden en az onlarca kez geçmiştir o kasetler. O yıllara ait hatırlanan ve bu kaset mevzusuna endeksli olan bir başka olgu ise, dönemin meşhur müzik dükkanlarında özel olarak liste verilerek yaptırılan kasetlerdi. Sevdiğiniz ve beğendiğiniz parçalardan oluşan listelerde, kimi zaman şarkıcının ve şarkının adı yazıldığı gibi, ne olduğu bilinmeyen şarkıların yanına, o şarkının duyulduğu reklamın adı yazılırdı. Evinde pikabı olmayan, olsa da istediği longpley’lere (plaklara) sahip olmayanların başvurduğu metodda aynıydı. Gidilip istenen longpley’in tümü kasete çektirilirdi. Bu “özel çekim” kasetlerin üzerlerine düşülen notlarda enteresan olurdu kimi zaman. Kaydın yapıldığı dükkanın bir sticker’ı mutlaka yapıştırılırdı kasedin üstüne. Onun dışında da, kaset sahibinin anlayabileceği bir cümle, bir kelime, bir kısaltma yer alırdı mutlaka. Bu elime geçen kasetlerden en çok dikkatimi çekenlerden birinin üzerinde “H. İgleisas” yazıyordu mesela. İlk bakışta “bu da kim ki?” sorusunu akla getirse bile, birkaç saniye içinde bu şahsın Julio Igleisas” olduğunu anlamak zor olmazdı. Hulyo İglesyas; adamın isminin bu hale dönüşmesi ise, İspanyolcanın cilvesi işte.

Sporla başlayan kariyerin ardından, parlak bir müzik insanı olmak herkesin yapabileceği birşey değil. Belki de müzik literatüründe “kadife ses” tanımlaması ilk kez onun için kullanılmıştır. Kısaca kimdir Julio Iglesias, şöyle bir bakalım.

1943 yılında doğmuş ve 1963 yılına kadar parlak bir spor kariyerine sahip olmuş. Başarılı bir atletken, Real Madrid’de kalecilik yapmaya başlamış. 20 yaşındayken vahim bir trafik kazası geçirmiş ve bu kaza sonucunda, 1.5 yıl kadar yarı felçli yaşamış. İşte hayatının dönüm noktası da aslında bu 1.5 yıllık süreç olmuş. (Tam bu dönemlerde, Cambridge Üniversitesinden almış olduğu hukuk sertifikası vardır bir de). Kaza sonrasında hastanede yatarken, sık sık radyo dinleyip, gelecekteki Julio’nun sinyallerini vermeye başlarcasına şiirler yazmış. İyi dost olduğu hasta bakıcısı, Julio’nun müziğe karşı olan yeteneğini görerek ona bir gitar hediye etmiş. Bunun sonrasında, gitar çalmayı öğrenen Julio, önceden yazdığı şiirleri de bu sayede bestelemeye başlamış. Hastaneden ayrıldıktan sonra, elindeki besteleri seslendirmesi için birilerini bulmak amacıyla bir stüdyoya gitmiş. Stüdyodaki prodüktörler de, Julio’nun ses renginin farkına vararak, bestelerini kendisinin seslendirmesini tavsiye etmişler. Bir iki denemenin ardından ortaya çıkan sonuç ise… fazla söze gerek var mı???

Kariyerindeki ilk başarısı, 1968 yılında katıldığı “Benidorm uluslararası şarkı yarışması”nı kazanmak olmuş. Bu başarının ardından Columbia Records, kendisiyle bir mukavele imzalamış. 2 yıl sonrasında ise, Eurovision şarkı yarışmasında, “Gwendolyne” adlı parçayla İspanya’yı temsil etmiş ve yarışmayı 4. sırada tamamlamış. Zaten kariyerinin ilk plağıda, yarışmada seslendirdiği “Gwendolyne” olmuş.

Ufak bir çağrışım oyunu oynasak ve Julio Iglesias desek, eminim ki, çoğunuzun aklına ilk kelime olarak “romantizm” gelir. Geçmişte onun şöhretini perçinlemesini sağlayan “Por el amor de una mujer”, “Nathalie”, “Manuela”, “Abrazame”, “A veces tu, a veces yo”, gibi şarkıların yanı sıra, tangolar, ingilizce, italyanca, fransızca, almanca ve portekizce söylediği parçalarla, romantik bir prens olduğunu kanıtlamıştır. Son zamanlarda fazlasıyla pop’a yönelmiş, hatta Caruso gibi dünyaca ünlü bir şarkıyı (Caruso bir arya olarak bilinir, ancak bir italyan şarkısıdır. Pavarotti yorumladıktan sonra bu şarkı arya olarak anılmaya başlar) söyleme hatasına düşmüş olsa bile, biz onu yukarıda saydığımız unutulmaz parçalarıyla hatırlamaya devam edeceğiz. Madem konu Caruso’dan açıldı, antiparantez şunu da belirtelim. Sesine güvenen, tekniği boş geçerek her türlü müzik eserini sahip olduğu gırtlakla kotarabileceğini sanan kimi cüretkar isimlerin yorumladığı bir parça olmaya başladı Caruso. Dünyaca ünlü bir tenor olan Enrico Caruso’nun hüzünlü hikayesidir bu parça. Caruso, acı çekmemek için boğazına eter sıkarak şarkı söyler. Bu sayede de sesini ve sağlığını kaybetme noktasına gelmiştir. Sesi yetmeyenlerin Caruso’yu söylerken, Enrico Caruso gibi seslerini çıkarmak için biraz çaba göstermeleri veya bu parçaya hiç bulaşmamaları yönünde ufak bir tavsiye verip konumuza geri dönelim.

Türkiye’de de en çok cover’lanan parçaların sahiplerinden biridir aynı zamanda. En çok Ajda Pekkan için yapılmıştır Iglesias cover’ları. “Bir günah gibi” (Nathalie) ilk akla gelendir. Aslında Nathalie, cover’ın cover’ı bir parçadır. Zira orjinali, Rus’ların ünlü ezgisi “Oci ciornie”yı içermektedir. Bir diğer ünlü Iglesias cover’ı ise yine Pekkan’ın yorumuyla “Yeniden başlasın”a dönüşen, “Ne t’en vas pas, je t’aime” dir. Bunun dışında, aranjman modasının en tepede olduğu yıllarda, farklı sanatçılarca yorumlanmıştır parçaları.

Ayla Algan – Anlasana (Abrazame), Ferdi Özbeğen – Havalısın Havalı (Agua Dulce, Agua Sala), Ferdi Özbeğen – Mutluluk Şarkısı (La Cumparsita), en bilindik Iglesias cover’larıdır.

Dış görünüşüne, daha doğrusu yakışıklılığına son derece önem vermesiyle de bilinir Julio. Bir gün ona birisi, “senin yüzün asimetrik” demiştir ve sonrasında kendisi sadece bir taraftan profil vermeye başlamıştır. Onu fotoğraflarında her daim, yanık teni, özenle seçilmiş kostümüyle hatırlarız. Sahneler üzerine bir kez bile özensiz bir kıyafetler çıkmaması, hayranları tarafından hatırlatılan bir detaydır. Bu özenli hal ve tavırlarına endeksli olarakta, kadınlara olan düşkünlüğü ve yakınlığı kendisinin bir başka özelliğidir, ama bizim bu konulara girmemizin ve burayı dedikodu sütununa çevirmemizin hiç bir manası yok.

Julio, Guiness rekorlar kitabına girmiş bir sanatçıdır. “Tarihte en fazla değişik dilde albüm satan kişi” ünvanı kendisine aittir. Toplamda 77 albümü, dünya çapında 200 milyon kopya satmıştır. Takdir edersiniz ki bu müthiş bir rakam. Böylesine dünya çapına yayılmış bir şöhreti olunca, başka star’larla da düetler yapmışlığı da vardır. Diana Ross, Sting, Frank Sinatra, Stevie Wonder ve Dolly Parton bunların içinde en çok bilinenleridir. Halen albüm yapmaya ve dünyada yüzbinlerce kopya satmaya devam eden Iglesias, 2003 yılında bu üretkenliğini sürdürmüş, “Perfil”, “Love Songs” ve “Divorcio” adlarında 3 albümü aynı anda piyasaya sürmüştür. Bu albümleri dinledikten sonra karar verdim ben de ondan bahsetmeye. 60 yaşını geçmiş bir müzisyenin içindeki müzik aşkından ve üretmeye devam etme isteğinden etkilenerek. Bir yerden edinin ve dinleyin bu albümleri, ne demek istediğimi sizler de anlayacaksınız.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *