Uzun yıllar boyu beklenen bir düşün, gerçeğe dönüşmesini görmek için toplandı 1000’lerce kişi dün gece. Bunca zamandır plak-kaset ve cd’lerden dinlenmiş Pink Floyd şarkısını birkaç metre ötemizde canlı canlı dinlemek, o konser alanına gelen herkesin kalbini titreten bir gerçekti. Genelde bu tip konserler sonrasında yapılan bir yorum vardır.

“Yaş ortalaması bir hayli yüksekti”.

Şöyle demek daha mantıklı geliyor bana.

2 kuşağı bir araya getiren konserlerden biriydi bu. Vakt-i zamanında uzun saçlı halleriyle, Pink Floyd’u en şaşalı zamanlarındayken dinlemiş olan bir ’68 kuşağı ve yanlarında babalarının yol göstermesi sayesinde Pink Floyd’la tanışmış olan genç oğulları. Dün gece çevrede bu tip eşleşmeleri sıkça gördük.

Hayatı boyunca, kulağından içeri en az bir kez Pink Floyd tınısı sızmış olan biri, o veya bu sebeple, dün akşam ortaya çıkan performanstan dolayı tatmin olmuştur diye tahmin ediyorum.

Olayı derinlemesine inceleyip, David Gilmour-Roger Waters ayrımı yapanlar hariç (…ki ben onlardan biriyim).

Yanlış anlaşılmasın. “Roger yerine David gelseydi, izlediğimiz gerçek Pink Floyd olurdu” gibi bir sav koymuyorum ortaya. Yaklaşık 1 yıl kadar önce, bu adamları ilk kez yanyana ve tam kadro halinde gördükten sonra, dün gece şuna kanaat getirdim.

Roger’ı veya David’i tek başlarına değil, bütünleşik halde görmeyi isterdim. Hatta 2,5 saatlik bir Roger konserindense, 15 dakikalık bir Live8 perfromansını tercih ederdim. Buna katılın veya katılmayın, tamamen şahsi düşüncem.

Bu görüşe karşı çıkanlara şunları sormak isterdim.

“Comfortably numb” veya “Wish you were here” ın sololarında, nakaratlarında kulaklarınız hiç mi David’i aramadı?

Kimi sololarda alışık olduğumuz Stratocaster tonunun yerini alan Gibson tonu sizi hiç mi rahatsız etmedi?

“Set the control for the heart of the sun”ı dinlerken, Ummagumma’daki o kirli ve ilkel atmosferi hiç mi aramadınız? Aynı parçanın davul sololarında elleri birbirine karışan Nick Mason’ın yerine, davul başında debelenen Graham Broad’u hiç mi yadırgamadınız? Yine aynı parçanın sonlarında devreye giren klarinet solosu, parçayı bambaşka diyarlara götürürken hiç mi “bu ne” demediniz?

Ortada bir takım gerçekler var. Pink Floyd denen şey, (bir zamanlar Syd), Roger, David, Nick ve Rick’in bileşiminden ibaret. Bu adamlar uzun yıllar boyunca ortaya bir sürü yapıtlar koydular ve bunları hayata geçirdiler. Birlikteliğin ve grup olma bilincinin tükenip, kişisel ego’ların ağır basmaya başladığı bir noktada yolları ayrıldı. Beraberken üretilenler, ayrıldıktan sonra hukukun gözetimi altında paylaştırıldı. Şimdi herkes payına düşeni dilediğince kullanıyor.

Bir başka gerçek daha.

Pink Floyd’a protest kimliğini kazandıran, grubun tematik yaklaşımlar dahilinde müzik yapmasını sağlayan kişinin, Roger Waters olduğu asla yadsınamaz. Dünya düzenine, savaşa, politik oyunlara her daim söyleyecek bir sözü olan Waters, gruptan ayrıldıktan sonra ortada kalanın Pink Floyd değilde, sadece Pink Floyd sound’unu devam ettiren bir topluluk olduğunu da kimse inkar edemez.

Bu sebepler doğrultusunda, ben dün akşam izlenen konserin bir Roger Waters konseri olduğunu idrak etmiş durumdayım. Keza David, Nick ve Rick’ten oluşan Pink Floyd’un da gerçek Pink Floyd olduğu inancını taşımıyorum. Dediğim gibi, herkes kendi payına düşeni kullanmaya devam ediyor. Gerçek Pink Floyd’u son kez, 2 Temmuz 2005 tarihinde Live8 konserinde gördük. Bir daha da görebileceğimizi hiç sanmıyorum.

Hiç mi seni memnun eden birşey yoktu diyenler de olacaktır. Olmaz mı?

1- Dinlediğimiz tüm parçaları yaratan beyni, karşımda canlı olarak görmek.

Az önce söyledim ya, bu parçaların içeriğini yaratan adamı izledik ne de olsa.

2- Çalınan parçaların Roger’ın solo kariyerine ait olmaması.

Toplu halde Pink Floyd’u görememiş olsakta, bir zamanlar ona ait olan bir parçayı bu ülkede ilk kez gördük. Her ne kadar daha turnenin önceki konserlerinde çalınan parçaları neler olduğunu bilsekte, kötü bir son dakika sürpriziyle karşılaşmamak memnun etti. Tüm beklentileri karşılayacak düzeyde bir repertuardı. Pink Floyd’un neredeyse tüm tabanca parçaları çalındı. Hatta “Wis you were here” gerçek bir sürprizdi. Çünkü turnenin birçok konserinde seslendirilmemişti.

3- Parçaları destekleyen müthiş görsel ziyafet.

Herkesin ortak görüşü, muhtemelen “Leaving Beirut” esnasında arka planda akan çizgi romanın ne denli parçayı tamamladığıdır. Aynı görüşteyim. Roger’ın 17 yaşındayken yaptığı bir yolculuktan yola çıkarak yazdığı bu parça, görsellerle adeta hepimize o anı yaşattı. “Dark side of the moon” çalınırken gördüklerimiz ise, yine konsepti tamamlayan öğelerden oluşuyordu. Hemen insanın aklına şu geliyor. Roger ve grubu sahnede The Wall albümünün tamamını çalarken, arka planda filmden karelerin gösterildiği bir turne yapar mı?

4- Neredeyse Türkiye’deki tüm kemikleşmiş Pink Floyd fanlarının konserde olması ve Konser esnasında Roger’a fazla söyleyecek şarkı bırakmayan seyirci.

Gerçekten de Türkiye’de bir Pink Floyd açlığı varmış. Bunca yıldır bu kadar konser izlemişliğim var, interaktif seyirci katılımının bu denli yüksek olduğu bir konsere ilk kez tanıklık ettim. Kabil olsa, Roger sadece bas gitarını çalacak, seyirci de tüm konserin vokalistliğini yapabilecek bir düzeydeydi. Sanırım bu ülkenin gördüğü en kalabalık koro, “Shine on you crazy diamond” diye bağırdı dün gece. Tüyler düken düken oldu bu esnada.

5- Sözünün eri Roger Waters.

Basın bülteninde yazan, Waters’ın kendi isteğiyle başlangıç saatinin 21:30 olarak belirlendiğiydi. Birçok kişi 21:00’den sonra dakika saymaya başladı ve bu hareketlerinin yersiz olmadığı ortaya çıktı. Çünkü konser belirtildiği üzere tam 21:30’da başladı. Çok fazla görmeye alışkın olmadığımız bir durum bu. Genelde grup ve sanatçılar sahneye geç çıkmalarına alıştırdılar bizleri.

6- Boğaza nazır Roger Waters izlemek.

Kimileri beğenmeyebilir belki. Bence bu konser daha güzel bir mekanda yapıalamzdı. Boğazın hemen yanında, deniz esintisi eşliğinde konser izlemek bambaşka bir keyif. Kalabalığın içinde her ne kadar çok fazla hissedemesekte, psikolojik olarak denizin dibinde olmak rahatlatıyor insanı.

Şu da olsaydı keşke diyebeileceğim bir tek şey daha var.

Her Sting konserinde, Fragile eşliğinde gökyüzünde kendini gösteren ay, keşke dün gece de görünseydi. O alıştığımız parlaklığına gerek yoktu hemde. Karanlık yüzünü gösterse hepimiz daha bir mutlu olurduk.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *